Çölde Kurulan 42 Yıllık İktidar: Muammer Kaddafi Dosyası.

Muammer Kaddafi kimdir, Libya’yı nasıl yönetti, 42 yıl nasıl iktidarda kaldı, neden devrildi ve ölümü Libya için kurtuluş mu yıkım mı oldu? Tüm yönleriyle Kaddafi dosyası.

Çölde Kurulan 42 Yıllık İktidar: Muammer Kaddafi Dosyası.

ÇÖLDE DOĞAN ÇOCUK

(1942 – Sirte)

Muammer Muhammed Ebu Minyar el-Kaddafi, 1942 yılında, Libya’nın Sirte kenti yakınlarında, çölün ortasında, yoksul bir Bedevi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğduğu Libya, fiilen Batı’nın gölgesindeydi; İtalya’nın sömürge izleri hâlâ tazeydi.
Bu yüzden Kaddafi’nin hikâyesi bir şehirde değil, çadırda başladı. Devlete değil, aşirete dayanarak büyüdü. Bu ayrıntı, onun bütün siyasi reflekslerini belirledi.

ÜNİFORMAYLA TANIŞAN GENÇ

(Askerlik Yılları ve Başarıları)

Kaddafi, genç yaşta askerliğin gücünü fark etti. Bingazi Askerî Akademisi’ne girdi.
Burada dikkat çeken şey, sahadaki klasik “başarı” değil; liderlik yeteneği ve disiplin takıntısıydı. Mısır’da aldığı ek eğitim, özellikle Cemal Abdülnasır’ın fikirleriyle tanışması, onun zihninde bir kırılma yarattı.

Kaddafi artık sadece bir subay değil, rejim değiştirmeyi düşünen bir askerdi.

SESSİZ ADIMLARLA GELEN DARBE

(Askerlikten Devrime)

1960’ların sonunda Libya, Kral İdris yönetiminde ama fiilen Batı’ya bağımlıydı.
Kaddafi ve arkadaşları, “Hür Subaylar” adıyla gizli bir örgütlenme kurdu. Ne tanklar sokaktaydı ne halk ayaktaydı.

1 Eylül 1969 sabahı, tek bir kurşun atmadan darbe oldu.
Kaddafi o gün 27 yaşındaydı.

GENÇ BİR LİDER, YAŞLI BİR DEVLET

(İktidarın İlk Yılları)

Kaddafi iktidara geldiğinde Libya’nın başına en genç liderlerden biri olarak geçti.
İlk işi:

  • Monarşiyi kaldırmak

  • Batı üslerini kapatmak

  • Petrolü millîleştirmek oldu

Libya ilk kez petrol gelirinin büyük kısmını kendi halkı için kullanmaya başladı.

YEŞİL KİTAP VE “ÜÇÜNCÜ YOL”

(Kaddafi’nin Kitabı)

Kaddafi’nin yazdığı “Yeşil Kitap”, onun ideolojik manifestosuydu.
Ne kapitalizm, ne sosyalizm… Ona göre Libya için “Üçüncü Evrensel Teori” vardı.

Bu kitap:

  • Parlamentoyu reddeder

  • Partileri halk düşmanı sayar

  • “Halk komiteleri”ni savunur

Kağıt üzerinde halk egemendi. Pratikte ise tek merkez Kaddafi’ydi.

ALTIN YILLAR VE GÖRÜNMEYEN ÇATLAKLAR

(Başarılı İcraatlar)

Kaddafi döneminde:

  • Eğitim ve sağlık ücretsiz oldu

  • Yeni evlenen çiftlere ev ve para desteği verildi

  • Çocuk sahibi olan ailelere maaş bağlandı

  • Elektrik, su, yakıt neredeyse bedavaydı

Libya, Afrika’nın:

  • En yüksek kişi başı gelirine

  • En yüksek yaşam standartlarından birine ulaştı

DOĞRU VE YANLIŞLAR ARASINDA

(İç ve Dış Politika)

Doğrular:

Ulusal kaynakların korunması
Sosyal devlet anlayışı
Batı’ya karşı bağımsız duruş

Yanlışlar:

Muhalefete sıfır tolerans
Aşırı merkeziyetçilik
Aşiret dengelerinin baskıyla yönetilmesi

Kaddafi’nin iktidarı, net çizgilerle ayrılmış bir siyah-beyaz hikâye değildir. En güçlü yanı, Libya’nın petrol başta olmak üzere tüm kaynaklarını ülke içinde tutması ve bunları doğrudan halka yansıtması oldu. Eğitimden sağlığa, barınmadan temel ihtiyaçlara kadar devletin varlığı sıradan Libyalının hayatında somut biçimde hissedildi. Dış politikada ise Batı’ya karşı bağımsız bir çizgi izleyerek, ülkesini dış baskılara boyun eğmeyen bir aktör hâline getirdi.

Ancak bu doğrular, ağır yanlışlarla birlikte yürüdü. Kaddafi muhalefeti bir denge unsuru değil, doğrudan tehdit olarak gördü. İktidarın tüm iplerini merkezde topladı, karar alma süreçlerini kişiselleştirdi. Aşiret yapısını ise uzlaşıyla değil, baskıyla kontrol altında tutmayı tercih etti. Bu yöntem, kısa vadede düzen sağladı ama uzun vadede kırılgan bir yapı oluşturdu. Kaddafi gittiğinde, arkasında güçlü bir devlet değil, ona bağımlı bir sistem kaldı.

SAVAŞLAR, MACERALAR VE BEDELİ

(Açılan Savaşlar)

Kaddafi:

Çad’la savaştı
Afrika’daki birçok silahlı grubu destekledi
Batı tarafından “terörü destekleyen lider” ilan edildi

Sonuç:
Libya yalnızlaştı, ambargolar başladı.

Kaddafi’nin dış politikası yalnızca diplomasiyle sınırlı kalmadı; zamanla askeri maceralara dönüştü. Çad ile girilen savaş, Libya’nın sınır güvenliğini aşan bir güç gösterisine dönüştü ve beklenen sonuç alınamadı. Afrika’nın farklı bölgelerinde desteklenen silahlı hareketler ise Kaddafi’ye kıta içinde etki alanı kazandırsa da, uluslararası alanda Libya’yı giderek daha sorunlu bir aktör hâline getirdi.

Bu politikaların bedeli ağır oldu. Batı dünyası, Kaddafi’yi “terörü destekleyen lider” olarak damgaladı ve Libya’yı sistemli biçimde yalnızlaştırdı. Ambargolar, ekonomik ilişkileri daralttı, ülkenin küresel sistemle bağlarını kopardı. Kaddafi, meydan okuyan bir lider olarak imajını korudu; ancak Libya, bu meydan okumanın faturasını uzun yıllar boyunca ödedi.

42 YIL NASIL AYAKTA KALDI?

Cevap net:

Petrol geliri
Güçlü istihbarat ağı
Aşiret dengelerinin kontrolü
Sert baskı mekanizması

Kaddafi’nin 42 yıl boyunca iktidarda kalması bir tesadüf değil, bilinçli olarak kurulan bir denge sisteminin sonucuydu. Petrol gelirleri, rejimin hem ekonomik gücü hem de halk üzerindeki en önemli kozuydu. Devlet, refah dağıtarak sadakat satın aldı. Bunun yanında kurulan güçlü istihbarat ağı, olası tehditleri daha filizlenmeden bastırdı. Muhalefet yalnızca sokakta değil, zihinde de kontrol altına alındı.

Aşiret yapısı ise Kaddafi’nin en ustaca kullandığı araçlardan biriydi. Bir aşireti denge unsuru yaparken diğerini kontrol altında tuttu, sadakati ödüllendirdi, itaatsizliği cezalandırdı. Bu denge bozulduğunda ise sert baskı devreye girdi. Bu süreçte on binlerce insan rejimle çatışmalarda hayatını kaybetti. Net rakamlar hâlâ tartışmalı olsa da, binlerle ifade edilen can kaybı bu uzun iktidarın karanlık hanesine yazıldı.

KADINLAR, EFSANELER VE GERÇEKLER

“Kaddafi’nin seks köleleri” iddiaları, yıllar boyunca Batı basınında sıkça yer aldı.
Kesin ve hukuki olarak kanıtlanmış bir veri hiçbir zaman ortaya konulmadı.

Ama:

Kadın korumalardan oluşan özel güvenlik birliği
Yanından ayırmadığı kadın hemşire
Özel hayatını tamamen kapalı tutması

Bu unsurlar, Kaddafi etrafında oluşturulan gizemli ve karanlık imajı daha da büyüttü. Kadın korumalar, onun “alışılmadık lider” profilini güçlendirirken, Batı medyasında çoğu zaman gerçeklikten kopuk yorumlara zemin hazırladı. Kaddafi, bu söylentileri yalanlama ya da açıklama yoluna gitmedi; sessizliği, iddiaların daha da yayılmasına neden oldu. Gerçek ile propaganda arasındaki çizgi, bu başlıkta hiçbir zaman netleşmedi.

TÜRKİYE, KIBRIS VE ERBAKAN

Kaddafi:

Türkiye’ye mesafeli ama stratejik baktı
Kıbrıs Barış Harekâtı’nda petrol desteği verdi
Erbakan’la görüşmelerinde Batı’ya karşı İslam dünyasının birlik olması gerektiğini savundu

Ancak PKK’ya verilen destek, Türkiye–Libya ilişkilerinde kara bir leke olarak kaldı.

Kaddafi’nin Türkiye’ye bakışı hiçbir zaman duygusal olmadı. Ankara’yı, Batı ile Doğu arasında sıkışmış ama bölgesel ağırlığı olan bir ülke olarak gördü. Bu nedenle ilişkilerde mesafeyi korurken, çıkarların örtüştüğü anlarda stratejik adımlar atmaktan da geri durmadı. Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında sağlanan petrol desteği, bu pragmatik yaklaşımın en somut örneklerinden biri oldu.

Necmettin Erbakan ile yaptığı görüşmelerde ise ideolojik bir dil öne çıktı. Kaddafi, İslam ülkelerinin Batı karşısında ancak birlikte durabileceğini savundu. Ancak aynı dönemde PKK’ya verilen destek, bu söylemin Türkiye nezdinde inandırıcılığını zedeledi. Bu tercih, iki ülke arasındaki ilişkilerde uzun süre silinmeyen bir iz bıraktı.

SADDAM'DAN SONRA BEN VARIM!

Saddam Hüseyin’in idamı, Kaddafi için sadece bir rejimin yıkılışı değil, açık bir mesajdı. O günlerde yaptığı açıklama nettı ve sarsıcıydı:
“Bugün Saddam, yarın sıradaki biziz.”

Bu söz, bir kehanet değil, Batı’nın Orta Doğu’daki müdahale zincirine dair soğukkanlı bir tespitti. Kaddafi, Saddam’ın akıbetini bir istisna olarak değil, kendilerine çizilen yolun bir parçası olarak gördü. Bu nedenle yalnızca kamuoyuna değil, bölgedeki liderlere de uyarılarda bulundu. Beşar Esad’ı da benzer bir sonun bekleyebileceğini söyleyerek, dış müdahalelere karşı temkinli olunması gerektiğini dile getirdi.

Ancak tarih, bu uyarıların dikkate alınmadığını gösterdi. Saddam gitti, Kaddafi gitti; geriye ise istikrar değil, parçalanmış ülkeler kaldı.

SON PERDE

2011’de Libya, Arap Baharı’nın en sert kırılmalarından birine sahne oldu. NATO’nun hava desteğiyle büyüyen isyan karşısında Kaddafi geri çekildi, saklandı, kaçtı. Ancak bu kaçış uzun sürmedi. Yakalandı ve yargılanmadan, lince varan bir infazla öldürüldü. Ölüm anı, cep telefonlarıyla kaydedildi ve dünyaya servis edildi. Kimin doğrudan sorumlu olduğu hâlâ tartışmalıydı; ancak yerel milisler, NATO’nun hava gücü ve Batı istihbaratlarının aynı zincirin halkaları olduğu artık genel kabul gördü.

ÖLÜM KURTULUŞ MUYDU?

Kaddafi’nin ölümü Libya için bir başlangıç olmadı. Aksine bir çözülmenin kapısını araladı. Ülke kısa sürede parçalandı, merkezi otorite çöktü ve silahlı milisler sahaya hâkim oldu. Bugün Libya, Kaddafi dönemine kıyasla daha özgür olabilir; ancak çok daha güvensiz, çok daha kırılgan bir ülke hâline geldi. Devlet fikri, liderle birlikte toprağa gömüldü.

DAĞILAN BİR AİLE

Kaddafi’nin ölümü yalnızca bir rejimin değil, bir ailenin de sonunu getirdi. Oğlu Seyfülislam tutuklandı, uzun süre belirsizlik içinde kaldı ve ardından serbest bırakıldı. Hannibal ve Sadi sürgün ve hapis hayatı yaşadı. Bazı çocukları çatışmalar sırasında öldürüldü. Kızı Ayşe ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Eşleri sürgünde yaşadı. Rejime yakın sekiz isim hakkında idam cezası verildi. Kaddafi ailesi, iktidarla birlikte tarihten silindi.

GERİYE NE KALDI?

Kaddafi, ardında net bir tanım bırakmadı. Ne tam anlamıyla bir kahraman olarak anıldı, ne de yalnızca bir diktatör olarak hatırlandı. O, bir devleti kuran ama onu kendi varlığıyla sınırlayan bir liderdi. Sistem vardı, ama sadece o ayakta durduğu sürece.

BİR ÜLKENİN ÜÇ HÂLİ

Kaddafi öncesi Libya, yoksul ve sömürge artığı bir ülkeydi. Kaddafi döneminde petrol zenginliği, eğitimli nüfus ve güçlü bir sosyal devlet inşa edildi. Kaddafi sonrası ise Libya, parçalanmış, silahlı grupların kontrolünde ve geleceği belirsiz bir coğrafyaya dönüştü. Üç dönem, tek bir liderin gölgesinde birbirine bağlandı.

SON SÖZ

Kaddafi’nin dünyaya bıraktığı en net cümle şuydu:
Bir ülkeyi ayakta tutmak başka, onu özgür bırakmak başka bir şeydir.

KADDAFİ'NİN MEZARI

2011’de öldürüldükten sonra Kaddafi’nin naaşı bir süre Misrata’da gizli bir yerde tutuldu. Ardından, mezarının bilinçli olarak gizli tutulması kararı alındı. Bunun nedeni, mezarın bir sembol, ziyaret ya da isyan odağına dönüşmesini engellemekti.

Libyalı yetkililerin yaptığı açıklamalara göre:

  • Kaddafi,

  • oğlu Mutassim ve

  • Savunma Bakanı Ebu Bekir Yunus

çölde, gizli bir noktaya defnedildi.
Ne mezar taşı var, ne koordinat, ne de resmî bir kayıt.

Bugün hâlâ:

  • Mezarı ziyaret edilemiyor

  • Yeri kamuoyuna açıklanmış değil

  • Kesin konum sadece çok dar bir çevre tarafından biliniyor

Bu da Kaddafi’nin hikâyesine ironik bir son ekliyor:
42 yıl bir ülkeyi yöneten adamın, öldükten sonra bir mezarı bile bilinmiyor.

Mehmet Arif GÜDEN