Erkek Büyüdü, Erlik Küçüldü
Bugün “erkeklik” çok konuşuluyor ama “erlik” neredeyse hiç yok.
Oysa Türk mitolojisinde bu ikisi aynı şey değildir.
Er olmak, güç göstermek değildir.
Er olmak, bağırmak değildir.
Er olmak, hükmetmek hiç değildir.
Er, eski anlatılarda dengeyi bozmayan kişidir.
Kılıcı vardır ama her sorunu kılıçla çözmez.
Gücü vardır ama onu sergileme ihtiyacı duymaz.
Bugün erkeklik dediğimiz şey ise sürekli kendini kanıtlama hâli.
Daha çok tüketerek, daha derin kazarak, daha sert konuşarak “var olmaya” çalışma çabası.
Bu güç değil, güvensizliktir.
Türk mitolojisinde er doğaya karşı durmaz.
Çünkü bilir:
Doğaya karşı durmak, eninde sonunda kendine karşı durmaktır.
Su kutsaldır.
Toprak emanet.
Av bile ölçülüdür.
Çünkü erlik, sınır bilmektir.
Bugünün erkekliği ise sınır tanımıyor.
Suyu sonuna kadar çekiyor, toprağı delik deşik ediyor, sonra da olan bitene “kader” diyor.
Oysa bu kader değil, tercihtir.
Mitolojide er, obasını korur.
Sadece bugünü değil, yarını da düşünür.
Gittiğinde arkasında adını değil, dengeyi bırakır.
Bugün geriye kalan ne?
Kuruyan nehirler, tükenen topraklar, yüksek sesli ama içi boş bir güç gösterisi.
Belki de asıl sorun şu:
Erkeklik şişti,
ama erlik inceldi, kırıldı.
Türk mitolojisi hâlâ sessizce şunu söylüyor:
Gerçek er, dünyaya iz bırakan değil,
onu bozmadan geçen kişidir.
Bu kadar basit.
Ve bu kadar zor.
