SADDAM HÜSEYİN DOSYASI! (1937 – 2006 | İktidar, savaş, ihanet ve çöküş)
Saddam Hüseyin, Irak tarihinin en tartışmalı liderlerinden biri olarak hem sert yönetimi hem de bıraktığı mirasla hâlâ tartışılmaktadır. Diktatörlükle anılan Saddam dönemi, baskı, savaşlar ve insan hakları ihlalleriyle hatırlansa da, merkezi otoritenin güçlü olduğu, devlet yapısının ayakta kaldığı bir süreci temsil ediyordu. Saddam’ın devrilmesiyle Irak’ta mezhep çatışmaları, siyasi istikrarsızlık ve terör örgütlerinin yükselişi hız kazandı. Bu nedenle Saddam Hüseyin’in yokluğu, birçok analiste göre Irak için varlığından daha büyük bir felakete dönüştü.
Çocukluk ve Gençlik
Saddam Hüseyin, 1937’de Tikrit’in küçük bir köyünde doğdu. Babasını tanımadan büyüdü, üvey babasının sertliği ve yoksulluk onu erkenden olgunlaştırdı. Bu sert çocukluk, onun ileride kuracağı iktidarın temelini oluşturdu: disiplin, korku ve acımasız bir strateji. Saddam’ın karakterini anlamadan Irak’ı anlamak mümkün değildi.
Baas Partisi ve İlk Siyasî Mücadeleler
Genç yaşta Baas Partisi’ne katıldı ve 1959’da Kasım rejimine düzenlenen başarısız suikastla siyasi hayatını başlattı. Kaçmak zorunda kaldı, ama geri döndüğünde zekâsını ve acımasızlığını birleştirmişti. Her adımı planlıydı; her hamlesi ölümle gölgelendi. Saddam’ın siyaseti, sokaktan öğrenilen bir acımasızlıkla şekillendi.

İktidara Yükseliş ve Korku Devleti
1968’de Baas Partisi darbeyle iktidara geldiğinde Saddam perde arkasındaydı. Güvenlik, istihbarat ve tasfiye mekanizmalarını kontrol ediyordu. 1979’da Cumhurbaşkanı olduğunda ise beklenen oldu: Parti ve devletin yönetimini korku üzerine kurdu. Canlı yayında okunan isimler, salondan çıkan insanlar ve geri dönmeyen hayatlar… Saddam için güç, yalnızca bir araç değil, bir sanattı.

Devlet İnşası ve Sosyal İcraatlar
Saddam sadece korku ile hükmetmedi. Petrolü millileştirdi, altyapıyı geliştirdi, eğitim ve sağlık hizmetlerini ücretsiz hale getirdi. Okuma yazma oranını yükseltti, kadınların sosyal haklarını kısmen genişletti ve merkezi otoriteyi güçlendirdi. Saddam diktatördü, evet, ama Irak hâlâ bir devletti. Devlet yoksa özgürlük, bir anlam taşımıyor; Saddam bunu biliyordu.
Baskı, Zalimlik ve İnsan Hakları İhlalleri
Saddam’ın yönetimi kan ve baskıyla örülmüştü. Muhalifler sistematik olarak susturuldu, işkence ve infazlar günlük yaşamın bir parçasıydı. Kürtlere ve Şii muhaliflere yönelik zulüm, Halepçe’deki kimyasal saldırı gibi insanlık suçlarına dönüştü. Sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı’nda milyonlarca insan öldü, şehirler harap oldu. Saddam’ın kendi halkına yönelik baskısı, devletin düzeniyle birleşmişti.

Kuveyt İşgali ve Körfez Krizi
1990’da Kuveyt’i işgal etmesi, Saddam’ın en büyük hatalarından biriydi. Arap dünyasından beklediği destek gelmedi, ABD öncülüğünde uluslararası koalisyon kuruldu ve Irak ağır bir yenilgi aldı. Ardından uygulanan ambargo, çocukların açlıktan ölmesine bile yol açtı ve Saddam’ın diktatörlüğünü daha da görünür kıldı.

Ambargo Dönemi ve İç Politikalar
Saddam, iktidarda kalmaya devam etti ama ordusu ve devletin yapısı kırılgan hale geldi. Muhalifler bastırıldı, Şii ve Kürtlere yönelik baskılar sürdü. Irak’ın kırılganlığı ve Saddam’ın merkezi kontrol çabaları, devletin yüzeyde ayakta kalmasını sağladı, ama toplum derinden sarsıldı.

ABD İşgali ve Yakalanması
2003’te ABD işgali ile Saddam devrildi. Kitle imha silahları ve El-Kaide bağlantısı iddiaları kanıtlanamadı. Saddam yakalandı, medyatik bir mahkemeye tabi tutuldu ve idam edildi. Bu süreç, hukuki değil, politik bir infaz olarak tarihe geçti.
Saddam’ın Mirası
Saddam Hüseyin bir diktatördü; korku ve şiddetle hükmetti. Ama yokluğu, Irak için daha büyük bir felaketti. Devleti dağıttı, ordusu lağvedildi, mezhep çatışmaları ve terör örgütleri ortaya çıktı. Saddam varken Irak bir devletti; Saddam gittikten sonra ülke enkaza dönüştü. Bugün Irak özgür olabilir, ama güçlü değil. Saddam’ı sevmek zorunda değiliz, ama onu anlamadan Irak’ı da anlayamayız. Tarih, zalimleri değil, onların yokluğunda doğan boşluğu yazar. Saddam’ın varlığı, baskı ve korku ile birleşmiş olsa da, yokluğu felaketi getirdi.

Bir diktatör asıldı, ama onunla birlikte Irak’ın omurgası da darağacına gönderildi.
Saddam Hüseyin öldü, Irak kurtulmadı; Tarih Saddam’ı affetmedi, fakat Irak’a da onsuz yaşama şansı tanımadı.
Mehmet Arif GÜDEN
