Gök Tanrı’dan Anayasaya: Atatürk’ü Anmamak Bir Tercih Değil, Bir Kopuştur

Atatürk’ü anmamak sadece bir isim tercihi değil, laik ve hukuk devletinin kurucu normlarına karşı ideolojik bir beyandır. Çünkü töre bozulursa, düzen bozulur

Gök Tanrı’dan Anayasaya: Atatürk’ü Anmamak Bir Tercih Değil, Bir Kopuştur

Türk mitolojisi bize en baştan şunu öğretir: Kutsal olan iktidar değil, düzendir.

Gök Tanrı vardır ama kağan tanrı değildir. Yetkisi sınırsız değildir. Töre vardır ve töre, yöneticinin üzerinde durur. Töre bozulduğunda kağan düşer. Bu, binlerce yıllık devlet aklıdır.

Bugün Atatürk’ü anmaktan özellikle kaçınan siyasi partilerin rahatsızlığı da tam burada başlar. Çünkü Atatürk, bu mitolojik devlet aklının modern dünyadaki karşılığıdır. Onu anmak, iktidarın kutsal olmadığını kabul etmektir.

Mitolojide Töre Ne ise, Cumhuriyette Anayasa Odur

Türk mitolojisindeki töre, keyfi değildir; düzen koyar, sınır çizer. Modern Türkiye’de bu törenin adı Anayasadır.

Anayasa’nın 2. maddesi devleti net biçimde tanımlar:

Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Bu cümle bir tercih değil, bir kurucu normdur. Mitolojide töreyi yok sayan kağan meşruiyetini kaybettiği gibi, modern siyasette de bu normla mesafeli duranlar, devletin kurucu hafızasıyla mesafelenmiş olur.

Atatürk’ü Anmamak, Laik Devleti Anmamaktır

Atatürk’ü anmamak sadece bir ismi geçirmemek değildir. O isimle birlikte;

– Laiklik,

– Devletin tarafsızlığı,

– Kamusal eşitlik

de anılmamış olur.

Anayasa’nın 24. maddesi din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alırken açık bir sınır koyar:

Dini duygular ve kutsal değerler, devlet düzenini belirlemek amacıyla kullanılamaz.

Bu sınır, mitolojideki törenin birebir devamıdır. Gök kutsaldır ama yeryüzü akıl ve düzenle yönetilir. Atatürk’ün laikliği de tam olarak bunu söyler. Bu yüzden onu anmamak, bu sınırı da sessizce reddetmektir.

Mitoloji Ayrımı Değil, Dengeyi Savunur

Türk mitolojisinde kadın kamusal alanın dışında değildir. Hatun kağanın yanındadır; toyda söz sahibidir. Umay Ana koruyucudur. Ayrım değil, denge esastır.

Bugün kamusal alanı cinsiyet ya da inanç yorumları üzerinden ayrıştıran uygulamalar, Türk mitolojik hafızasında karşılık bulmaz. Bu tür pratikler, bireysel inanç alanını aşarak kamusal norm haline geldiğinde, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesini tartışmalı hale getirir.

Bu tespit ideolojik değil, hukukidir. Mitolojik karşılığı ise nettir:

Denge bozulursa düzen bozulur.

Devlet Aklı Sembolleri Yok Saymaz

Atatürk bir mit değildir ama mitolojik hafızayla uyumlu bir kurucu akıldır. Onu bilinçli biçimde anmamak, devleti yeniden tanımlama arzusudur. Bu demokratik siyasetin içinde bir tercihtir; ancak bunun adı “tarafsızlık” değildir.

Çünkü devlet aklı, sembollerle kavga etmez. Töreyi yok sayan kağan neyse, kurucu aklı yok sayan siyaset de odur: hafızasız.

Son Söz

Türk mitolojisi şunu söyler:

– Yönetici kutsal değildir.

– Düzen kişilere göre şekillenmez.

– Kutsal, yönetimin aracı olamaz.

Anayasa da aynısını söyler.

Atatürk’ü anmamak bir suskunluk değil, ideolojik bir beyandır.

Ve bu beyan, bu toprakların mitolojik hafızasıyla da anayasal düzeniyle de çatışır.

Çünkü bu ülkede devlet aklı, gökten yere indiğinde adını değiştirmiştir:

Önce töre, sonra anayasa olmuştur.