İnsanın Kendinden Kaçma Sanatı! "Maskeler Arasında İnsan Kalmak..."

İnsan değişmedi; özgürlük sandığı şey, sadece daha parlak maskeler takabilme imkânıydı. Dijital kimlikler cesaret değil, kaçış üretti.

İnsanın Kendinden Kaçma Sanatı! "Maskeler Arasında İnsan Kalmak..."

İnsanlar Değişmedi, Sadece Maskeler Çoğaldı

İnsan değişmedi. Değiştiğini sanmak, kendini avutmanın en eski biçimlerinden biridir. Asıl değişen, insanın yüzünü saklama becerisidir. Eskiden bir maske yeterdi; bugün birden fazla yüzle dolaşıyoruz. Hangisi gerçek, hangisi ödünç—artık ayırt edemiyoruz.

Bir zamanlar ayıp olan şeyler vardı. Ayıp, insanın iç sınırlarını belirlerdi. Şimdi o sınırlar “özgürlük” adı altında eritiliyor. Fakat özgürlük dediğimiz şey gerçekten bir açılma mı, yoksa sadece daha ustaca gizlenmiş bir ikiyüzlülük mü? İnsan, artık utanmıyor; utanmayı ilkel buluyor. Ama utancı yitiren bir insanın kazandığı şey özgürlük değil, sadece kalabalık içinde kaybolma hakkıdır.

Dijital kimlikler tam da bu noktada doğdu. İnsan, kendisi olmaktan yorulduğu yerde bir profil yarattı. Orada cesur, orada ahlaklı, orada adaletli. Gerçek hayatta söyleyemediğini yazan, yüzüne bakarak savunamadığını bağırarak paylaşan bir insan tipi çıktı ortaya. Sessizliğini erdem sananlar, gürültüsünü cesaret zannedenlerle yer değiştirdi.

Asıl trajedi şu: İnsanlar artık ne düşündüklerini değil, nasıl göründüklerini önemsiyor. Hakikat değil, etkileşim önemli. Doğru olmak değil, onaylanmak kıymetli. Ve insan, onaylandıkça kendine biraz daha yabancılaşıyor. Nietzsche’nin korktuğu sürü ahlakı, artık cebimizde taşıdığımız bir uygulamaya dönüştü.

Eskiden susmak bir ağırlıktı. Şimdi susmak, görünmez olmak demek. Bu yüzden herkes konuşuyor. Ama kimse söyleyecek bir şey taşımıyor. Söz çoğaldıkça anlam seyrekleşti. Gürültü arttıkça vicdan geri çekildi. İnsan, kendini ifade ettiğini sanırken aslında kendini tüketiyor.

Maskeler çoğaldı çünkü çıplak yüzle yaşamak cesaret istiyor. Ve cesaret, bugün pahalı bir erdem. İnsan, kendi karanlığıyla yüzleşmektense onu süslüyor. Çirkinliğini estetikle örtüyor, boşluğunu cümlelerle dolduruyor. Fakat boşluk dolmuyor; sadece şekil değiştiriyor.

Belki de sorun şu: İnsan, özgür olmak istemiyor. Sorumluluk almadan özgür görünmek istiyor. Maskeler bu yüzden var. Maskeler, insanı korumuyor; insanı saklıyor. Ve saklanan hiçbir şey iyileşmez.

İnsan değişmedi. Aynı korkular, aynı zaaflar, aynı kaçışlar…

Sadece artık aynaya bakmıyor.

Filtreyi açıyor.

                                                                                                                                                                                                             - Mehmet Arif GÜDEN